Fabrika ayarlarına dönüş

Uzun yıllardır dini ve ideolojik gerekçeler sebebiyle ülkemizin dış politikası anlamsız bir açmaza girmişti. Ülkemiz tarihinde ilk kez gerçek manada iktidar gücüne sahip olan İslami siyasi hareketin ilk 10 senelik iktidara alışma sürecinden sonraki 7 – 8 senesi; bebeklikten çocukluğa geçen bir insan yavrusunun hali ve tavrına benziyordu. Çocukça ısrarlar, dünyayı kendilerinden ibaret sanmalar, her istediklerini yapabilirlermişçesine hal ve tavırlar…

Sonrasında Allah’tan biz tam “bu çocuk okumaz” derken ergenliğe girişinde çocuğa bir haller oldu. Duruldu, saçmalıklarda ısrarından vazgeçti. Laf dinleyen efendi bir çocuğa döndü, maşallah bazı dersleri kötü olsa da ittire kaktıra sınıf geçiyor. Şu matematiği de bir halletse hele…

DOĞAL MÜTTEFİKLERİMİZ

İşin teşbih ve güldürü kısmını bir tarafa koyarsak; iktidarın özellikle pandemi sonrasında pamuk ipliğine bağlı ekonomik dengelerin darmadağın olması neticesinde yeniden makul ve mantıklı bir dış politika ajandasına geçmesinin artılarını günden güne görüyoruz. Eğer ekonomik dengeler bir şekilde eskiden olduğu gibi öyle ya da böyle gidiyor olsa kuvvetle muhtemel dış politikada fabrika ayarlarına dönme atılımını görmüyor olacaktık ama zararın neresinden dönülse kardır.

Türkiye’nin geniş coğrafyasında kader birliği yapmak zorunda olduğu devletler vardır. Bu ülkeler için de aynısı geçerlidir ve onlar da aynı şekilde Türkiyesiz hayatlarına çok sağlıklı ortamda devam edemezler. Bunlar doğuda Azerbaycan, güneyde İsrail ve Mısır, batıda da yekpare bir yapı olmasa da Avrupa Birliği’dir. Her ne kadar biz ayarlarımıza döndükçe şımarık komşu çocuğu Yunanistan iki aile arasında sık sık husumete sebep olsa da cürmü bellidir. Ailesinin büyükleri gerektiğinde kulağını çekiverir.

Ancak buna ek olarak tarihin akışında yaşanan ufak bir sapma neticesinde; Arap yarımadasının özellikle son kırk senede enerji gelirleri sebebiyle bir para cennetine dönüşen ve hepsi birer ileri ABD karakolu olan Körfez Ülkeleri herkes için güzel birer ucuz ve sıcak para kaynağı olarak burnumuzun dibinde durmaktadır. Türkiye bu ülkeler açısından avantajlı bir ticari partner olma şansını ne yazık ki uzun yıllardır ideolojik takıntılar sebebiyle kaybetmişti. Bugün yeniden tesis ederken de ekonomik açıdan zor durumda olduğumuz için denge onlardan tarafa kayıyor. Olsun, dert bir şekilde çözülsün; yarın öbür gün bu dengeleri rayına oturtma günü de gelir.

Fabrika ayarlarına dönüş sürecinde şu anda sıkıntılı olarak kalan ülke Suriye. Bu konuyu da rayına oturtmamız durumunda Türkiye’nin dış politika ajandasındaki karışıklık büyük ölçüde çözülmüş olacak. Suriye Devlet Başkanı Esad’la bir şekilde yeniden ilişkiler tesis edilmeli, ilişkiler normalleşme yoluna girmelidir. Bunun kişiler arasında olmasına gerek de yok; kurumlar eliyle bu süreçler başlayabilir. Üstelik bu meselenin çözümü sık sık sahada Rusya karşısında sıkışma durumunda kalan askeri unsurlarımızı da rahatlatacaktır, ayrıca sığınmacı meselesinin de toplumu içten içe getirdiği patlama noktası durumundan da kurtulma yolunda tünelin ucunda bir ışık görünmesini sağlayacaktır.

UKRAYNA SAVAŞI BİR FIRSAT OLABİLİR

Rusya’nın Ukrayna’yı istila hareketinin insanlık ve hukuk namına ne derece tehlikeli ve bir zorbalık örneği olduğunu bu sayfalarda sizlerle görüşlerim çerçevesinde birkaç kere paylaştım. Ancak tarihin, siyasetin ve insanlığın bazı cilveleri vardır ve bunlar birilerinin felaketinin; bazılarının bayramı olması gibi tatsız ama yararlı durumlar ortaya çıkarabilir.

Türkiye uzun yıllardır şaşan pusulası sebebiyle kendisi için en büyük tehdit olan Rusya'nın kıskacına düştü. Bu pozisyona düşmemizden en büyük sıkıntıyı çekecek olan ABD ve NATO da stratejik derinlik konusunda maşallah kitabın yazarıyla yarışacak kadar aklı evvel davrandılar ve nihayetinde ortaya çıkan sonuç Putin rejimi dışında kimsenin hayrına olmayan bir pozisyona dönüştü. Ukrayna istilasının başlaması ve sıcak çatışmanın patlak vermesiyle ABD de NATO da AB de yıllardır siyasi sebeplerle öteledikleri Türkiye’nin değerini bir anda yeniden kavradılar.

Rusya meselesinin bir diğer sıkıntılı durumu da bölgemizde tarihten bu yana en büyük rakibimiz olan ve dengeli ancak mesafeli bir ilişki dışında her yolun başımıza bela açacağı İran konusunda da Türkiye ister istemez Rusya’nın da itelemesiyle anlamsız bir birliktelik fotoğrafının içinde kendini buluyordu. İran’la gereğinden fazla yakın ilişkilerin başımıza ne dertler açabileceğinin örneklerini son yıllarda yaşadık. İran eğer içine sokulduğu İslam Devleti adlı deli gömleğini yırtıp atmazsa; Rusya’nın eteğinin altına sığınmaya uzun yıllar daha mecbur kalacak. Bu da kendileri için pek hayırlı bir durum değil. Şii siyaset ajandasını bırakıp seküler, yani insan gibi bir ajandaya dönmedikleri müddetçe her yanı düşmanla çevrili bir ülke olarak tüm enerjisini güvenlik politikalarına harcamak zorunda kalan; ambargolar altında inleyen bir millet olarak yarı aç yarı tok yaşamları sürecek. Bu Acem, Pers ve Fars kültürünün çağımız temsilcisine yakışmayan bir durumdur.

Ukrayna Savaşı bizlere gösterdi ki Rusya gerek ekonomik, gerek askeri olarak dünya dengelerini belirleyebilecek bir güç değil. İşin şov ve gösteri kısmı geçilip sahaya inildiğinde bu ortaya çıktı. Amerikalı birçok askeri uzman “bizim korktuğumuz Rusya bu muymuş?” diye düşünüyor. Jeopolitik dengeler artık kalıcı olarak değişmiştir; Rusya’nın Arap coğrafyasında pikaplar üzerindeki kalaşnikoflu adamlara yönelik estirdiği terör ve güç gösterilerinin artık kimseyi korkutabilmesi mümkün değildir.

Karşısına Batı’nın askeri ekipmanları çıktığı anda Rusya efsanesi toprağa gömülmüş duruma geldi; buna bir de NATO ordularının askeri kapasitesini ve hava gücünü eklerseniz; Putin’in neden “NATO elbette bizi yener ama benim çok nükleer silahım var” lafını ettiğini anlarsınız.

Siz ekranlarda elinde çubuk sallayarak Rusçuluk yapan ve bugün iyi ki ordumuz içinde aktif görevi olmayan tiplerin gazlamalarına bakmayın; onlar şu sıra savaşın ilk günlerinde ekranlarda harita üzerinde gezindirdikleri çubukları hırsla gizli gizli kemirmekle meşguller.

Türkiye Rusya’dan uzaklaşıp, İran’la ilişkilerini kendi doğruları çerçevesinde kurma hamlelerine geçmeli. Suriye ile de bir şekilde yeniden ilişkiler tesis edilebilirse; dış politikamızın normalleşmesi sürecinin ilk sayfasını derli toplu bir şekilde tamamlamış olacağız. Darısı diğer sayfalara ve diğer mevzulara…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder

# çocuk

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Kocaelispor'da başkan kim olmalı?