Reklamı Kapat

Cuma Hutbesi tartışmasının zemini İstanbul Sözleşmesi

“Tele Röportaj” yazı dizimizin bugünkü konuğu olan Türk Diyanet Vakıf Sen Kocaeli Şube Başkanı Mehmet Ali Karadaşlı, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Ramazan ayının ilk Cuma Hutbesi’ndeki tepki çeken sözlerine yönelik, “Toplumdaki bu tür tartışmaların zemini, şiddetle karşında durduğumuz ‘İstanbul Sözleşmesi’dir. Hükümet yeniden gündeme alıp sözleşmeyi iptal etmelidir” dedi.

Pınar Gül Tarhan
Pınar Gül Tarhan Tüm Haberleri
Haber albümü için resme tıklayın

“Tele Röportaj” yazı dizimizin bugünkü konuğu Türk Diyanet Vakıf Sen Kocaeli Şube Başkanı Mehmet Ali Karadaşlı oldu. Koronavirüs sürecinde oluşturulan Vefa Sosyal Destek Grubu’nda gönüllü olarak görev alan İzmit Eren Camii İmam Hatibi Karadaşlı, alınan tedbirlerin sonuçlara olumlu olarak yansıdığını ifade etti. Geçtiğimiz cuma günü bazı kesimlerin tepkisini çeken Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Ramazan ayının ilk Cuma Hutbesi’nde eşcinsellikle ilgili yer verdiği ifadelerin Kuran’ın hakikatleri olduğunu söyledi. İstanbul Sözleşmesi’nin iptali için hükümete çağrıda bulunan Karadaşlı, dinin siyasete ve ticarete alet edilmesine de karşı çıkılması gerektiğini vurguladı.

Türkiye’de ilk koronavirüs vakasının açıklanmasının üzerinden 1,5 ay geçti. Vaka ve ölü sayıları artmaya devam ediyor. Salgınla mücadele sürecinde hükümetin aldığı tedbirler sizce yeterli mi? 

Çin’de ortaya çıkan ilk vakalardan sonra ülkemizde Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Bilim Kurulu ve o kurulun önerilerini azami ölçüde dikkate alan bir süreç ve bilimin ışığında bir mücadele yürütülmeye çalışılıyor. Nitekim yapılan testler, tedavi yöntemleri, vaka ve ölümler ile ilgili istatistiklere bakıldığında ve ülkeler arası değerlendirmeler yapıldığında Türkiye’nin koronavirüs mücadelesinde başta Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca ve sağlık çalışanlarımızın özverisi ve gayreti ile dünyaya örnek olabilecek bir çalışma yürütüldüğü bir gerçektir. Covid-19 mücadelesinde toplumumuzun büyük bir bölümünün de benimle aynı kanaatte olduğunu düşünüyorum.

“KURALLARI ÇİĞNEMEK KUL HAKKI İHLALİDİR”

Sokağa çıkma yasağı uygulamasının sadece haftasonları uygulanmasını doğru buluyor musunuz?

Son bir haftalık vaka sayısındaki düşüş ve iyileşen hasta sayısındaki artışa bakıldığında; alınan tedbirlerin ve sokağa çıkma yasaklarının önemi net bir şekilde ortaya çıkıyor. 65 yaş üstü ve 20 yaş altındaki vatandaşlarımıza getirilen yasak ile neredeyse nüfusun yüzde 60’ı zaten izole edildi. Hafta sonları ve resmi tatil günleri de yasak kapsamına alınarak virüsün yayılmasının engellendiği görüldü. Süreç kararlılıkla yürütülmeli. Toplum olarak bizler de rehavete kapılmadan sosyal mesafeye ve kurallara uyarak bu mücadeleye destek olmalıyız. Kuralları çiğnemenin aynı zamanda kul ve kamu hakkı ihlali olduğunu bilmeliyiz. Dinimize göre de bu ağır bir vebaldir.

“O HUTBEDEKİ İFADELER KUR’AN’IN HAKİKATLERİDİR”

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Ramazan ayının ilk Cuma Hutbesi’nde eşcinsellikle ilgili sarf ettiği sözleri bazı kesimlerin tepkisini çekti. Erbaş’a yönelik, “Nefret suçu işliyor” şeklinde tepkiler var. Siz hutbe için neler söyleyeceksiniz?

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevini Anayasamız “İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, toplumu din konusunda aydınlatmak” şeklinde tarif eder. Bu kapsamda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, dinimizin yaratılış kanunlarını, insan fıtratını, aile hayatını önceleyen ve evrensel ahlak ilkelerini esas alan yasaklara dair açıklamalar yapması ve bunu toplumla paylaşması asli görevidir. Bu noktada tartışmalara konu olan hutbede ifade edilen hususlar İslam’ın hükümleridir. Kanunun çizdiği çerçevede görevini yerine getirme çabalarını nefret söylemi olarak algılamak ve bu söylemden yola çıkarak toplumda gerginliğe yol açacak, dini duygu ve düşünceleri tahrif edici bir tutum içerisinde olmak asla kabul edilebilecek bir tutum değildir. Buradan bir kez daha ifade ediyorum ki Diyanet İşleri Başkanımızın irat ettiği hutbe ve orada ifade ettiği hakikatler Kur’an’ın hakikatleridir.

“KİMSE KİMSEYİ ZORLAYAMAZ”

Zor bir dönemden geçtiğimiz şu günlerde özellikle birlik beraberliğin en üst noktalara taşındığı, hoşgörü ayı olan Ramazan ayında toplumu ikiye bölen bu tür tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında ortada tartışılacak ve ayrışacak bir durum yok. Sapkın ve ahlaksız yaşantıyı meşru görenlerle, bu sapkın ve ahlaksız yaşam biçimiyle ilgili dinimizin hükümlerini ortaya koyan bir gerçek var. Yukarıda da ifade ettiğim gibi dinimizin emir ve yasaklarını ifade etmek için zaman ve mekan mefhumu söz konusu değildir. Müslümanlar olarak her zaman ve zeminde doğruları söylemekle, söylediklerimizi yaşamakla, adaleti titizlikle ayakta tutmakla ve Nebevi Ahlakı hayatımıza yansıtmakla mükellefiz. Kişi bu hakikatleri bireysel olarak ya kabul eder ya da etmez. Kimse kimseyi zorlayamaz.

“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ İPTAL EDİLMELİDİR”

Bu noktada ben farklı bir parantez açmak istiyorum. Aslında bütün bu tartışmaların zemininin; zamanında Türk Diyanet Vakıf-Sen olarak bizim de şiddetle karşında durduğumuz “İstanbul Sözleşmesi”nin olduğunu ifade etmek istiyorum. İslam’ın hakikatleri ile bağdaşmayan ve Türk aile yapısının köküne dinamit koyan bu sözleşmeden vazgeçilmediği sürece de bu tartışmaların ve ayrışmaların bitmeyeceğini bilmeliyiz. Bugün bu açıklamalara karşı çıkanların ve nefret söylemini ortaya atanların gücünü İstanbul Sözleşmesi’nden aldığını da göz ardı etmemeliyiz. Milletimizden istirhamımız İstanbul Sözleşmesi’ni bugün yaşadığımız son tartışmadan yola çıkarak tekrar okumaları ve satır aralarındaki tuzakların neler olduklarını görmeleri açısından çok önemlidir. Bu yüzden bir kez daha ifade ediyorum ki İstanbul Sözleşmesi’ni hükümetimiz tekrar gündemine almalı ve toplumsal ahlakımıza yakışır iptal kararını vermelidir.

“YOĞUN BAKIM TAVANLARINI İZLEMEDEN…”

Salgın Ramazan ayını da etkiledi. Teravih namazı evlerde kılınıyor. O eski pide kuyrukları yok. İnsanlar bir arada oruç açamıyor bu yıl. Bu süreçte oruç tutan vatandaşlarımıza mesajınız var mı?

Bazen olan ile yetinmek en büyük mutluluktur. Geride kalan Ramazanlara baktığımızda ne büyük nimet ve güzelliklerimiz varmış diyoruz. O güzelliklerden uzakta daha münzevi bir Ramazan yaşıyor olmak hepimizi derinden etkilese de Ramazan ayında “Yoğun Bakım tavanlarını izlemeden” evimizde ailemiz ile birlikte olmak, oruçlarımızı tutabilmek ve yeryüzünün mabed kılındığı bilincini kuşanarak evlerimizde vakit ve teravih namazlarımızı kılabiliyor olmak da büyük bir nimettir. Bunun bilincinde olarak bu rahmet ve mağfiret iklimini en güzel bir şekilde idrak etmeye çalışalım. Birbirimizi koruyup gözetelim.

“NE KADAR ACİZ OLDUĞUMUZU FARK ETTİK”

Bu süreçte yasak kapsamında kepenk kapatan esnaflarımız ve ihtiyaç sahibi komşularımız başta olmak üzere insanımızın hali ile halleşmeye ve onlara elimizden geldiği ölçüde yardımcı olmaya çalışalım. Sokağa çıkamadığımız günlerde sokak hayvanları için kapımızın önüne bir kap yemek bir tas su koyalım. Gözle göremediğimiz bir virüsün hayatımızdaki birçok şeyin bir anda elimizden kayıp gitmesine sebep olduğu gördük. Aslında ne kadar çaresiz ve aciz olduğumuzu fark ettik. Yapayalnız kalabileceğimizi tecrübe ettik. Lütfen bu yaşadıklarımızı unutmayalım. Bugün pişmanlığını duyduğumuz hatalarımıza geri dönmeyelim. Hayatımızın en tefekkürlü Ramazanını yaşıyoruz. Bunu fırsata çevirmeye gayet edelim.

“TİCARET VE SİYASETE ALET EDİLMESİNE KARŞI ÇIKMALIYIZ”

Geçtiğimiz yıllarda özellikle siyasetçilerin gösterişli iftar sofraları tepki çekerdi. Dinin siyasete alet edildiği, ticarete dönüştürüldüğü düşünülürdü. Bu anlamda koronavirüsün dinimize yönelik olumlu etkisi olduğunu söyleyebilir miyiz?

Sorunuzun son bölümünden başlayacak olursak bu salgından dini hayatımıza dair olumlu bir şeyler devşirmek yerine, bu ağır travmadan ibretler çıkarmamız gerekir. Neyi doğru, neyi yanlış yaptığımızı, yaptıklarımızın evrensel ahlak ve dinimizin emir ve yasakları ile bağdaşıp bağdaşmadığını görmemiz lazım. Bu bağlamda sizin hayır gördüklerinizde şer, şer gördüklerinizde hayır vardır düsturu ile hareket ederek ihlas ve samimiyetten yoksun yapılan her şeyi yeniden gözden geçirmemiz ve geleceğimizi de ona göre kurgulamamız gerekir. Dinimiz bizi; bir, beraber ve manen dinamik tutan en büyük dayanağımızdır. Dinin ticaretinin de siyasete alet edilmesinin de toplum olarak karşısında olmalıyız.

“YAPICI ELEŞTİRİLERİMİZİ DE İFADE EDEBİLMELİYİZ”

Son dönemde siyaset dilini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Siyasetçiler kendi içerisinde bazen birbirlerine yükselebiliyor, ya da toplumumuzda hoş karşılanmayan söz ve davranışlarda bulunabiliyorlar. Gün ötekileştirme ve ayrıştırma dili kullanılacak gün değildir. Gün, öfke ve nefret dilinin kullanılacağı gün de değildir. Gün birleşme, toplumsal huzuru, dayanışmayı, milletimizle bütünleşmeyi önceleme günüdür. Bu meyanda hükümetimizin çalışmalarını takdir ettiğimiz gibi eksik görülen hususlarla ilgili yapıcı eleştirilerimizi de ifade edebilmeliyiz. Türk Milletinin hizmetinde olan millet menfaatine projeler üreten, sorunların çözümü için gayret eden yerel yönetimlerimize de takdirlerimizi ifade edebilmeliyiz.

“SAHADA MİLLETİMİZE VEFAMIZI GÖSTERİYORUZ”

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Diyanet İşleri Başkanlığı personeli ve Türk Diyanet Vakıf-Sen Kocaeli Şube Başkanı olarak mübarek Ramazan ayında camilerimizden, cemaatlerimizden mahrum olmanın mahzunluğunu derinden yaşıyoruz. Bununla birlikte millet olarak yaşadığımız bu ağır imtihanda kaymakamlıklarımız bünyesinde oluşturulan Vefa Sosyal Destek Gruplarında Kocaeli İl Müftülüğümüz ve ilçe müftülüklerimiz ile birlikte milletimizin hizmetinde olmanın, camiye gelemeyen insanlarımızın evlerine ihtiyaçlarını ulaştırmak için gidiyor olmanın ve hizmetimizi farklı yöntemlerle de olsa yerine getiriyor olmanın iç huzurunu yaşıyoruz. Sağlık çalışanlarımız nasıl kahramanca mücadele ediyorsa din görevlilerimiz de onların mücadelesine destek veriyor ve sahada var gücüyle çalışarak milletimize vefasını gösteriyor.

“HAKSIZ ELEŞTİRİLERE YARDIMLARLA CEVAP VERİYORLAR”

Ayrıca din görevlilerimiz kendisine yöneltilen haksız eleştirilere, kapı kapı dolaşarak, hanelere moral, huzur ve yardım ulaştırarak cevap veriyor. Diyanet camiamız ile ilgili kıyaslama, haksız söylem ve eleştirilere de milletimizin itibar etmediğini toplumdaki herkes görebiliyor. Türk milletimize, ay yıldızlı bayrağımızın gölgesinde sağlık ve huzur dolu Ramazanlar diliyor, tekrar birbirimizle kucaklaşacağımız, muhabbette buluşacağımız ve de camilerimizde birleşeceğimiz o güzel günlere bir an evvel kavuşabilmeyi diliyorum.

Son olarak Kocaeli Gazetesi’ne, şehrimize ve milletimize kendimizi ifade etme fırsatı verdiği için teşekkür ediyorum.

#

30 Nis 2020 - 20:47 -

Muhabir Pınar Gül Tarhan


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

A.yıldız - milletin tepkisi yok tam tersi millet desdekliyor diyanetin açıklamalarını. ama milletin büyük tepkis var diyanete güvenilir kurumdan çıkti siyasilerin borazanı oldu o diyanet başkanı değilmiki faiz helaldir demesi hutbelerde hırsızlıktan. soygundan. çocuk tecavüzünden.kadına şiddetten hiç mi hiç bahsetmez. oldu. dinimiz üç beş siyasetcinin üç beş tarikatın vakfın çıkarları için kullanılamaz bunada diyanet çanak tutmaz tutamaz

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 30 Nisan 23:41



Anket Kocaeli Valiliği'nin aldığı koronavirüs tedbirlerini yeterli buluyor musunuz?