Yeni Cem Yılmaz

Arda Süar
Arda Süar

İki hafta önce Cem Yılmaz’ın yeni gösterisi CMYLMZ Diamond Elite PlatiniumPlus’ı izledim. Yaklaşık dört ay önce son dakikada bilet bulabildiğimiz gösteri başladığından bu yana kapalı gişe oynuyor. Biletler internet üzerinden satışa çıktıktan birkaç saat sonra iki üç aylık gösterilerin biletleri tükeniveriyor.

Ülkemizin tartışmasız en meşhur, en popüler ve Kemal Sunal, Şener Şen, Metin Akpınar gibi isimlerinden sonra kitlesel olarak herkesi güldürmeyi başaran yegane sanatçısı. Bugün Cem Yılmaz adını duymamış olan, bir filmini ya da internetten de olsa gösterisini izlememiş olan birisini bulmak neredeyse imkansız. Üstelik bundan kırk elli sene önce meşhur olanların sahip olduğu tek radyoda, tek televizyonda görünerek bir gecede ülkeye mal olma avantajının olmadığı bir dönemde yaşayıp büyüdüğü için; Cem Yılmaz ve onun jenerasyonu sanatçıların sahip oldukları şöhret; bir önceki jenerasyonun sahip olduğuna göre çok daha zor elde edilmiş bir başarı.

Cem Yılmaz’ın gösterilerini ve filmlerini yaklaşık yirmi senedir, aklım yerinde olduğundan beri izliyorum, dinliyorum ve hatta döndür başa sar belki yüzlerce saat eğlenmek için ürünlerini tüketiyorum. Lisede öğrenciyken sıkıldığımız derslerde ceketin iç cebine walkman koyup, kulaklığı kolun içinden getirip avucun içine yerleştirip sınıfta kafamızı avuç içine yaslamış ders dinliyor taklidi yaparak yıllar geçirdik.

Ülke insanının günlük yaşamı içindeki çelişkilerini, cehaletini, cahil cesaretini, kurnazlığını, fesatlığını, beleşçiliğini, saflığını, naifliğini yani kısacası insana dair olumlu olumsuz hemen her yönünü muazzam bir gözlemci olarak süzen, damıtan ve bizlere bir eğlence malzemesi olarak sunan Cem Yılmaz’ın son gösterisinde; geçmişe göre çok büyük farklılıklar ve dönüşümlere şahit oldum.

KURAMSAL BİR DEĞİŞİM

Doktora tezimin bir bölümünde Mizah Kuramları üzerine çalışmam olmuştu. Genel olarak üç temel kuram üzerine incelenen mizah akademik olarak kavram genişletildiği zaman kısaca “gülme” olarak da tanımlanıyor. Bu konuda çalışmalar yapan birçok akademisyene göre mizahın kuramsallaştırılması ve akademik olarak formülize edilmesi mümkün değildir. Ancak yine de üç temel kuram olarak üstünlük, uyumsuzluk ve analitik kuram sınıflandırılmıştır. Kısaca özetlemek gerekirse;

Üstünlük kuramı çerçevesinde insan, karşısındakinin kendisine göre daha alçak bir durumda olmasından yola çıkar. Bu kuramın temelinde Antik Yunan Filozofları Aristo ve Platon’un yaklaşımları yer almaktadır. Karşısındaki insanın bilgisizliği ve cehaleti üzerinden yola çıkarak “adam edilmiş bir küstahlık” ya da “bir çeşit kızgınlık türü” olarak tanımlanır. İnsan daha önce kendisinde olan ama artık aştığı acizlikleri görünce “içinde bir yücelik duygusu” hisseder. Ayrıca bu tip bir mizahi unsurla karşılaştığında “acıyı çeken ben değilim, karşımdaki” yaklaşımı da devreye girer ve insanı bir rahatlık kaplar. Özü itibariyle kendisini dolaylı olarak güvenli bir alanda hisseder.

Uyumsuzluk kuramı; üstünlük kuramı kadar eski bir yaklaşım olarak yine Antik Yunan’a kadar uzanan bir felsefi tartışma konusudur. Bu yaklaşım da Aristo tarafından ortaya atılmıştır ve enteresandır ki 20. Yüzyıla kadar üzerinde pek bir çalışma olmamıştır. Aristo bu kuramı ortaya atmış ancak Üstünlük Kuramı kadar derinlemesine düşünceler ortaya koymamıştır. Bu sebeple üstünlük kuramıyla oldukça benzerdir. Bu kurama göre konuşmacı; karşısındaki kitlede bir beklenti yaratıp, daha sonra beklentinin dışına aniden çıkarak izleyiciyi güldürür. Zira bir hikayenin akışında yaşanan olaylar silsilesi okurda ya da izleyicide beklentiler zinciri oluşturur. Bunun dışına çıkıldığı anda da gülme faktörü devreye girer. Temelinde olağan akışa ters düşmek vardır. Üstünlük Kuramında insanı gülmeye iten dinamik, karşısındakinin yerinde olmamaktan dolayı tetiklenen bir konfor alanında olmakken; Uyumsuzluk Kuramında ise insanın karşısındaki akışı zihninde metinsel olarak bir beklenti akışı içine oturtması ve bu beklentisinin karşılanmadığı anda yaşadığı şok durumudur. Her iki durumda da; içinde bulunulan ve bireyin bir parçası olduğu kültürel kabullere bir tezatlık varken; Üstünlük Kuramında bu tezatlığı yapan kişi olmamaktan kaynaklı gülme duygusu ile Uyumsuzluk Kuramında tezatlığın kendisine gülünmesi temel ayrım olarak kabul edilebilir.

Kuramı son bir yüzyılda derinleştirmek için araştırmalar yapan akademisyenlere göre “bizi güldüren şey başkalarının kusurlarıdır”. Bu noktada üstünlük kuramıyla oldukça benzer olmakla birlikte, kişi kendisi gibi acziyet içinde olana da gülmektedir. Buna en net ve anlaşılır örnek olarak Kemal Sunal’ın Şaban tiplemesi gösterilebilir. Şaban’ın gündelik hayatın içinde cehaleti sebebiyle düştüğü durumlardan kurnazlığı ile kurtulması; ülkenin elitlerinden ziyade geniş halk kitleleri tarafından sevilmiştir. Bu içerikte üstünlük kuramı değil, uyumsuzluk kuramı işlemiştir ve Şaban; kendisi gibi olanlar tarafından sevilmiştir.

Analitik Kuram ise konuya doğrudan psikolojik bir yaklaşım getirir ve bu yaklaşımın kurucularından birisi psikanalizin kurucusu Freud’dur. İnsanın içindeki saldırganlıkla mücadele etmesi ve bu enerjiyi farklı bir şekilde dışa vurma ihtiyacının bir sonucu gülmektir. İnsanın sinir sistemindeki enerjinin kas hareketleriyle ifade edilmesi biyolojik bir zorunluluktur. Belirli bir enerji doyumuna ulaşılınca kassal tepkilerle insan bu enerjiyi boşaltır. Freud der ki “gülmeye hazır insan; komedi faktörleri, zihinsel kaygılar ve duygular tarafından değil, gülmeye hazır olup olmamasıyla değerlendirilmelidir. Bir kişi gülmeye fizyolojik, zihinsel ve psikolojik olarak hazır olmalıdır ve aksi takdirde gülmesi mümkün değildir. Mizahın komik olacağına ya da güldüreceğine dair bir kesinlik yoktur. Mizah unsuru olmayan birçok şey de komik ya da neşeli olabilir”. Görüldüğü üzere bu kurama göre mizah ve gülme süreçleri sosyal konulardan öte, biyolojik yaklaşımlarla ele alınmıştır.

ÜSTÜNLÜK’TEN UYUMSUZLUĞA

Cem Yılmaz’ın geçmiş yıllardaki gösterileri ve filmleri ağırlıklı olarak yukarıda listelediğimiz üç temel kuramdan “üstünlük kuramı” çerçevesinde analiz edilebilecek gösterilerdi. Hayatın içinden süzülüp gelmiş insan hikayelerindeki “komik duruma düşen kişi” olmamanın verdiği tatminle bizleri güldürüyordu. Elbette hikayelerin akışında “uyumsuzluklar” yer alıyordu ancak temelde yer alan mizahi motivasyon hikayelerdeki kişi olmamaktan sebeple yaşadığımız bir konfor alanıydı.

Ancak son gösterisinde geçmişe göre çok daha politik, çok daha bazı bam tellerine dokunmaktan çekinmeyen ve hatta bunu göstere göstere yapan bir Cem Yılmaz vardı sahnede. Memleketimizde son yıllarda iyice peyda olmuş sözde muhafazakarların üzerine adeta füze atar gibi esprileriyle silindir gibi geçen bir Cem Yılmaz var artık. Instagram ve Twitter’da zaten bu dönüşümü uzun süredir görüyorduk ancak sahnedeki Cem Yılmaz’ın da aynı şekilde hayata dair saçmalıkları; insan odaklı hikayelerden bir perspektif daha yukarı çekerek, toplumsal odaklı bir hikaye anlatıcılığına dönüşmüş olmasından hem çok mutlu oldum, hem kendi jenerasyonumun en meşhur komedyen ve oyuncusunun bu çizgiye evrilmesinden anlamsız bir şekilde gurur duydum.Stand-up’tan meddahlığa, orta oyununa doğru gelişen bir çizgi olduğunu düşünüyorum.

Cem Yılmaz artık politik esprileri çok daha fazla yapan, “herhalde bu noktada kesecek” denilen anda inadına bir tur daha üzerine devam eden; partilerden ideolojilerden bağımsız bir şekilde; yüksek bir noktadan toplumu inceleyerek bireylerin hikayelerinin bileşimi olan toplumsal hikayemize odaklanmış usta bir sanatçı olarak anılmayı hak ediyor.

Yazının önceki bölümünde bahsettiğim gülme kuramlarının artık her birine dokunan; tepkimizi bağırarak ve kızarak veremediğimizde gülerek vermemizi sağlayan bir politik mizah ustasıyla karşı karşıyayız. Yıllarca Levent Kırca’nın ekranlarda bize verdiğine benzer bir mizah aslında ama elbette bugünün şartlarına göre inşa edilmiş. Toplumdaki sosyal yaşamı aslında felç eden saçmalıkların; insan doğasına ve modern insanın sahip olması gereken yaşam standartlarına vurduğu darbelerin uyumsuzluğunu ortaya koyarak Cem Yılmazbugün ülkemize var olan tüm siyasetçilerden çok daha büyük bir katkı sunuyor.

Kişisel olarak beni okurken güldürebilen sadece iki kişi var, Ferhan Şensoy ve Aziz Nesin. İşte son Cem Yılmaz gösterisini izlerken; okumuyor olsam da aynı kıvamda bir mizah duygusunun zihnimi kaplamış olması; gözümüzün önündeki bir mücevherin bizimle birlikte büyüyüp mükemmelleşmesi sürecine tanık olmaktan duyduğum mutluluk gerçekten çok kıymetli. Herkesi bu yeni nesil “orta oyununu” izlemeye davet ediyorum.

- Kocaeli Gazetesi, Arda Süar tarafından kaleme alındı
https://www.kocaeligazetesi.com.tr/makale/3457117/arda-suar/yeni-cem-yilmaz