Öğretmenin yerine imam, okul denince imam hatip

M.Tanzer Ünal
M.Tanzer Ünal

Sevgili okurlarım, “zilsiz” de olsa yeni ders yılı açıldı ya, bugünlerde en çok konuşulan konu eğitim.

Eğitimin bugünkü rezil hali…

Uzaktan eğitim yapmalarına rağmen özel okul fiyatlarının düşmemesi…

Ders kitaplarının astronomik fiyatla satılması…

Okulların servis ve yemekleri…

Çalışan anne ve babaların, çocuklarıyla ilgili planlama yapamaması…

Virüs nedeniyle sağlık tedirginliği, ekonomik sıkıntılar derken, bütün bunlara bir de “eğitim sorunları” eklendi.

Eğitim tabii çok boyutlu bir sorun.

Bir bu yıl virüs nedeniyle yaşanan “uzaktan mı, yüz yüze mi” sorunu var, ama esas sorun, yapısal!

Eğitimin planlı bir şekilde “dinci eğitim”e dönüştürülmesi…

İktidar, bu dönüşümü “salgın kargaşası” içinde daha hızlı yapıyor.

Çaktırmadan…

“Cambaza bak” diyerek…

70 yıl sonra gelinen nokta            

Türkiye’de Atatürk’le başlayan “aydınlanma dönemi” çok kısa sürdü.

“Köy Enstitüleri” ile köylerde yaşayanlar, “Halkevleri” ile de kentlerde yaşayanlar aydınlatılacaktı.

Atatürk’ün ölümünden hemen sonra, özellikle 2.Dünya Savaşı’nın ardından karşı devrimcilerin etkinliği artmaya başladı.

1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle de Türkiye karşı devrimcilere tam teslim edildi.

1950, hatta 1946 yılından buyana Türkiye’yi ABD yönetiyor.

Ülkemizi ikili anlaşmalarla kıskaca almış, parmağında oynatıyor.

Karışmadığı hiç bir şey yok.

Eğitim sistemimiz, sağlık sistemimiz, tarımımız, sanayimiz, savunmamız, “ABD’nin yönlendirmesi” altında.

Köy Enstitüleri’ni kapatın…

Kapattık.

Halkevlerini kapatın…

Kapattık…

Eğitim enstitülerini kapatın ki, doğru dürüst öğretmen yetişmesin…

Kapattık…

Köy okullarını kapatıp taşımalı eğitime geçin, köy halkını öğretmenlerin etkisinden kurtarıp imamlara teslim edin…

Ettik…

Şimdi sıra geldi bütün okulların “imam hatipleştirilmesi”ne…

Öğretmenlerin yerini “imamların” almasına…

Artık bu süreci yaşıyoruz.

Okulun yerine medrese ve cami, öğretmenin yerine imam

Bazılarınıza benim bu söylediğim, “uçuk” gelebilir.

Değil…

Dikkat edin, “medrese” konusunda kem küm ediyorlar.

Ortalığı ısıtmaya başladılar.

Vatandaşı “medrese” lafına alıştırıyorlar.

Bir ikisi hariç son yıllarda göreve gelen bütün Diyanet İşleri Başkanları “medrese” konusunu mutlaka gündeme getirir.

Hatta Mehmet Görmez gibi bazıları itirafta bulunur.

Görmez’in 8 Mart 2016’da yaptığı o açıklamayı hatırlayın!

“Medreseler legal olmalı. Bir kısmını Kuran Kursu yaparak legalleştirdik zaten.”

Bu ne demek?

Medreseler, Kuran Kursu adı altında eğitim ve faaliyetlerine devam ediyorlar…

Mehmet Görmez’in sözlerinin açık anlamı bu!

Daha yeni, Ayasofya’nın müze kısmının cami olarak ibadete açılması töreninde, DİB Başkanı Ali Erbaş, “Burada bir de medrese açılmalıdır” demedi mi?

Gaziantep İslam Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu’na “terörün sebebini” soruyorlar.

Hatipoğlu’nun cevabı, “Medreseler kapatıldığı için” oluyor.

Bunun gibi pek çok örnek var.

Bu iktidar döneminde “medreseler” her fırsatta gündeme getiriliyor, gündemde tutuluyor.

Göreceksiniz ilk fırsatta da medreseleri legalleştirecekler.

Böylece eğitim bütünüyle tarikatların, cemaatlerin ve vakıfların tekeline verilecek.

Eğitim denince akla “medrese” ve “cami” gelecek.

“Öğretmen”in yerini de “imam” alacak.

“Okulları medreseleştirme, öğretmenleri imamlaştırma” operasyonu başladı bile.

İlginç rakamlar

Maliye Bakanlığı, geçenlerde Diyanet İşleri Başkanlığı’na “5 bin yeni kadro” verdi.

Kadroların 3 bin 500’ü imamlara ayrılmış.

Böylece 3 bin 500 yeni imam atanmasına da onay çıkmış oluyor.

Yeni imam atamaları yapılırken, Türkiye’de 460 bin öğretmen atama bekliyor.

Okulların şu andaki öğretmen eksiği ise 144 bin.

Öğretmen eksiğinin giderilmesi konusunda herhangi bir gayret yok.

Bu gelişmelerden şu ortaya çıkıyor:

İmama kadro var, öğretmene kadro yok!

Okulların imam hatipleştirilmesi

Herkesin bildiği bir gerçek:

İmam hatip okullarının sayısı artırılarak öğrenciler bu okullara yönlendiriliyor.

Sadece geçen yıl 607 imam hatip lisesi daha açılmış.

Halen 5 bin 380 imam hatip okulunda 1 milyon 300 bin öğrenci okuyor.

Öğrencilerin 525 bin 52’si imam hatip liselerinde, 713 bin 521’i imam hatip ortaokullarında, 120 bin 248’i açıköğretim imam hatip lisesinde, 90 bini ise yatılı imam hatip okullarında.

İmam hatip okulu sayısı bu kadar fazla, buna karşılık sosyal bilimler ve Anadolu fen liseleri gibi Ortaöğretim Genel Müdürlüğü’ne bağlı okul sayısı ise 3 bin 71.

Milli Eğitim Bakanlığı, öğrencileri resmen imam hatiplere yönlendiriyor.

Yöntem basit.

Bir bölgedeki sosyal bilimler ve fen liselerini imam hatip okuluna çeviriyor, o bölgede imam hatip dışında başka bir okul olmayınca da, bütün öğrenciler otomatik imam hatip okullarına gidiyor.

Bakanlık bütçesine bakın, imam hatiplere diğer okullardan daha fazla pay ayrılıyor.

İmam hatipleştirmek için diğer bir yöntem…

Anadolu liseleri ve fen liselerine “imam hatip kökenli” müdür atıyorlar, böylece bu okullarda da “imamlaştırma” politikasını yürütüyorlar.

Özetlersek…

Hani Türkiye’de Cumhuriyet’le birlikte “öğretim birliği ilkesi” uygulanmaya başlamıştı ya, bu ilke şimdi “imam hatipleştirme” şemsiyesi altında yürütülüyor.

Bu gidişle bütün okulları imam hatip yapacaklar.

Laik eğitim, adım adım geriletiliyor…

Dinci eğitim, hızla ileri taşınıyor.

Son yıllarda yaşadığımız bu.

Yeni eğitim yılının başladığı şu günlerde, bu acı gerçeklerimizi bir kez daha dile getirmek istedim.

- Kocaeli Gazetesi, M.Tanzer Ünal tarafından kaleme alındı
https://www.kocaeligazetesi.com.tr/makale/5171923/mtanzer-unal/ogretmenin-yerine-imam-okul-denince-imam-hatip