Allah’la ilişkimizden hayatı anlamlandırmaya    

Banu Gürer
Banu Gürer

Birkaç senedir derslerine girdiğim öğrencilerime sorduğum bir soru var:

“Allah’la kurduğunuz ilişkinizi düşündüğünüzde aklınıza gelen ‘ilk’ kavram nedir?”

Verilen cevaplar arasında güven, kudret, adalet, saygı gibi kavramların öne çıktığını gördüm.

Ancak “aklınıza gelen ‘ilk’ kavram” dediğimde “sevginin”, birkaç kişi dışında, genelinin aklına hemen gelmemesi beni oldukça şaşırtmıştı.

Üstelik bu tablo hemen her sınıfta karşıma çıkıyordu.

Bu şaşkınlığımı onlarla da paylaştım.

Bu sefer de onlar şaşırdılar.

Doğal olarak ve biraz da mahcubiyet ve savunma hissiyatıyla içlerindeki Allah sevgisini izah etmeye başladılar.

Dedim ki:

“Ben Allah’ı sevdiğinizden şüphe etmiyorum. Verdiğiniz bu cevaplar da Allah’ı sevmediğiniz anlamına gelmiyor benim için. Ama aklımıza Allah’la ilişkimizi düşündüğümüzde ilk gelen çağrışım ‘sevgi’ değilse, nedeni üzerinde durup düşünmek lazım…”

Ve düşündüm.

Düşündük.

Bir inanan olarak Allah bizim için kimdi?

Bizi yaratandı.

Peki, Allah’ın bizi yaratması bizim için ne “anlam” ifade ediyordu?

Sadece kudretinin bir yansıması mıydı?

Yokluktan varlığa geçirilmek, varlığa geçiren ile varlığa geçen arasındaki ilişki öncelikle nasıl bir anlam taşıyor olabilirdi?

Kimilerinin iddia ettiği gibi bizi sadece yaratıp ne yaşadığımızı umursamadan dünyaya bırakan bir Yaratıcıya inanmıyorsak, “yaratılmış” olmak hangi esasa dayalı bir değerdi?

Hele ki bizden bir menfaat sağlaması söz konusu olmayan bir Varlık ve biz açısından…

Bunun adı öncelikle sevgiden başka bir şey olabilir miydi?

Hz. Peygamber (S.A.V.)’in tarifiyle bizi ateşe atmaya kıyamayan annelerimizden bile çok daha fazla seven bir Yaratıcı tarafından yaratıldığımıza inanıyorsak, nasıl oluyordu da O’nunla ilişkimizi düşündüğümüzde “ilk” aklımıza gelen, içimizde O’na karşı var olan sevgi olamıyordu?

İşte hayatın “anlamlandırılması” meselesine dinden yaklaşanların önemle üzerinde durması gereken bir husustur bu.

Zira inanan bir kişi olarak dinin hayatınıza nasıl etki edeceği, öncelikle Allah ile ilişkinizi nasıl kurduğunuza bağlıdır.

Bu ilişkiyi sizin için sizin yerinize başkaları kuruyor ise, onların Allah’la kurdukları ilişkiyi size modellemeleri kaçınılmazdır.

Bu modeller eğer öncelikle sevgiyi temele alıyorsa ne âlâ…

Peki, günümüze bakıldığında bu ilişkiyi sevgi üzerine kuranların oranı nedir?

Mesela din diline bakıldığında, sevgi ve merhametin mi yoksa korku ve yargının mı hakim olduğunu söylemek mümkün?

Eğer Allah’a bağlılık ağırlıklı olarak korku, ceza ve dolayısıyla yargılama üzerinden kurulursa, bir inananın hayatı anlamlandırması sevgi mi stres mi üzerinden olur?

Elbette dünyaya gelişini öncelikle “sevgi” duygusu ile temellendiren insanın hayatın anlamını inşa etmesi de öncelikle bu duygu üzerinden olacaktır.

Konuşma dili ile de hal dili de sevgiyi yansıtacaktır.

Bakış açısı sevginin birleştiriciliği ile şekillenecek, ötekileştirmek yerine kucaklamanın, insanları kaybetmek yerine kazanmanın bu sevgiye yakışanı yapmak olduğunun farkına varacaktır.

Zira kendisi de dahil her şeyin bu sevginin kaynağı tarafından yaratıldığını unutmayacaktır.

Ne kendisini ne de hayatı ve onun içindekileri anlamsız görecektir.

Hayatı bu manada anlamlandırdığında her ne yaşarsa yaşasın “boşuna” olmadığını, mutlaka bir “anlamı” olduğunu idrak edecektir.

Bu anlamların onu olması gereken insana götürdüğünü bilecek ve iyi günün de kötü günün de kendi gelişimi için birer vesile olduğunu anlayacaktır.

Dolayısıyla her anın anlamını bulmaya ve kıymetini bilip onu değerlendirmeye yönelecektir.

Böylece yaşadığı sıkıntılarda bile iç huzurunu ve mutluluğunu koruması mümkün olacaktır. 

Çünkü bilecektir ki kendisini kendisinden de çok Seven vardır.

Ve O, sevgisinin yanında adaleti, kudreti, hikmeti, merhameti… ile de güvenilir bir sığınak olarak daima varolacaktır.

İnsan daha ne ister ki…

 

 

 

 

 

 

 

  

 

- Kocaeli Gazetesi, Banu Gürer tarafından kaleme alındı
https://www.kocaeligazetesi.com.tr/makale/5535208/banu-gurer/allahla-iliskimizden-hayati-anlamlandirmaya