Kim abartıyorsun diyorsa…

Adnan  Filiz
Adnan Filiz

Her şeyden soyutlanıp bir kenardan, çok sevdiğim ülkemi ve insanlarımı seyrediyorum:

Gördüğüm şey; tam bir mutsuzluk tablosu.

Dünyaya yaşamak için gelmiş bir insanın, savaş dışında, çekebileceği her türlü acıyı burada görebilirsiniz…

Biz bağışlanan bir ömür içinde, Tanrı’nın verdiği tüm nimetlerden yararlanması gereken insanlardanız. Bu gözlükle baktığımızda, son yıllarda halkımızın her bölümünün   acı, tükenmişlik, kandırılmışlık, dışlanmışlık içinde olduğunu, üzüntüyle görüyoruz.

Bu durumu yaratan, dünyayı zengin - fakir, güçlü-güçsüz ülkeler olarak ayırmadan vuran pandemi değil yalnızca. Halkımızın içinde bulunduğu acı veren durumun, köklü başka nedenleri de var. Hem de şimdiye dek yaşadığımız çağın olanakları ile aşılması gereken, bırakın aşmayı, yıllar öncesine döndüğümüz, maliyetli tecrübelerini bile unuttuğumuz noktaları yeniden yaşıyoruz.

Kim derse ki; “abartıyorsun, ülke senin söylediğin bu karartıcı, kahredici durumda değil”, o emek vermeden, hak etmediği olanaklar içinde yaşıyor demektir. İnsanların dramlarını görmemek için gözlerini kapatmakta, kahredici acıları duymuyor demektir. Geleceğin ne getireceğini düşünmeden, gününü yaşamak çabasındadır. Kulakları çevresindekilerin insanca yaşayamama çığlığını duymuyor demektir.

Bakın bu hüzün tablosu içinde yaşayanlarımıza.

Duyarlı okurlarımızın hüzünlerine hüzün katmamak için çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum ama…

Yukardan aşağıya doğru sıralayalım:

Emeklilerimiz:

 Onca yıl çalışıp çabaladıktan sonra, torunlarıyla mutluluk içinde yaşamak olanaklarına, anasının ak sütü gibi hakkı olan insanlarımızın, tablo içindeki durumları yürek yakıyor. Karın doyuramama, dışlanma, horlanma, aklınıza gelecek her türlü mutsuzluk içinde ölümü bekleme sahnesi... Başını dışarıya çevirip uygar ülkelere bakıyor emekli. Oralarda bu yaşlılık döneminde mutlu yaşamaya odaklanan ikinci baharlar var.

Çalışanlarımız:

Buraya gelmeden önce işsizlik ve işsizliğin getirdiği sıkıntılar… Aşını sağlayabilmek için iş bulamayan milyonlar. İş aramaktan tükenerek, artık hayatın akışını bilinmez mutsuz bir sona doğru serbest bırakanlar… Ya çalışanlarımız? İşe sahip olmanın sevinci ile her türlü yasal olmayan insanlık dışı çalışma koşullarına mecbur olanlar. Kapı dışarı edildikten sonra, hakları olan tazminatları almak için direnirken, devletten dayak yiyenler.  Sarı sendika ağalarının elinde oyuncak olanlar…

Gençlerimiz:

Durumlarını anlatmak için şu iki kelime yeterli. “Hayallerini kaybeden” gençlerimiz.

Diplomalı, diplomasız… Her türlüsü.

Yaşam umudunu, tüm güzel hedeflerini, hayallerini, rüyalarını kaybeden ve de üç kuruşla geçinen anne babalarının nafakalarından pay almanın ezikliği içindeki gençlerimiz…

Esnafımız:

İnşaatçı ağaların çıkarları için bir sosyal geleneğin, esnaflığın, orta sınıf ana direğinin yıkıldığı esnafımız. AVMlerin  yok ettiği sosyal ve ticari kaleler. Onlar yine bunca sıkıntı içinde veresiye defterleri ile insanlara nefes aldırmaya çalışıyorlar. Onların kapalı kepenklerini gördükçe, eskinin cıvıl cıvıl çarşılarında, bir besteyi anımsatan konuşmaları, şakalaşmaları, keyifli söyleşileri çınlıyor kulaklarımda.

Eğlence sektörü:

Yaşam için yemek içmek neyse, ruh için eğlenmek o denli gerekli.  Müziksiz, eğlencesiz bir yaşam nedir ki. Gazinolar, tavernalar, meyhaneler olmadan bir hayatın tadı nasıl çıkar?

Müzik dinlemeden, dans etmeden, o güzelim çiftetelliyi, zeybeği, Ankara havasını coşkuyla oynamadan yaşamak nedir ki?

Bunlardan uzaklaştırılarak, başka bir yaşam biçiminin dayatılmasına yönelik girişimler, kutsal yaşam hakkına tecavüzdür. Buna kimsenin hakkı yoktur.

Çiftçilerimiz:

Yaşam kaynağımız, gıdamız varlığımız onların elinde. Ama hepsi dertli, hepsi sıkıntıda. Tarlasında üretip geçinmek, geçindirmek için çalışan çiftçi, bu babadan oğula geçen mutluluk ve özgürlük dolu yaşamdan kopup, bir fabrikada düz işçi olmayı tercih ediyor. Neden? Nedenleri belli.

Daha sayacağım çok gurup var. Ama hepsinin durumu birbirinden farksız.

Toplumun her katmanının sorunlarını burada sıralamaya kalksam sonu gelmez.

En önemlisini yazmadan geçemeyeceğim.

Parlamenterler:

Bizim haklarımızı gözetmek için şeklen de olsa seçtiğimiz, vekalet verdiğimiz vekillerimiz. Özellikle iktidar ortağı olanlar. Ülkemizin içinde bulunduğu sıkıntılara sırt çevirmiş gibi görünmüyorlar mı? Ekonomik sıkıntıların, sağlıkta, eğitimde, ülkenin temel sorunlarıyla boğulup gittiğimiz bu günlerde, ne kadar rahat, ne kadar kaygısızlar. Sanki cennet bir ülke yaratmanın mutluluğu içindeler. En önemli sorunlarımızın oylanmasında, sanki kol indirip kaldırmaktan başka bir işlevi olmayan robotlar. Liderlerimiz hakkında tek söz söylemeyeceğim. Onları değerlendirmeyi sizlere bırakıyorum.

- Kocaeli Gazetesi, Adnan Filiz tarafından kaleme alındı
https://www.kocaeligazetesi.com.tr/makale/7275255/adnan-filiz/kim-abartiyorsun-diyorsa