Geçmişin İzleri: Salpa Sahaf

Yağmur Uğuzluoğlu
Yağmur Uğuzluoğlu

Yıllardır bizi sarıp sarmalayan, bize bir yuva olan, üstünde atalarımızın atalarının da atalarının yaşamış olduğu mavi soluk noktamıza dönün bir bakın. Ne büyük ve kudretli bir geçmişi var, değil mi? Sadece toz parçaları ve kayalardan ibaretken yılların çevresinde uçuşmasıyla beraber şimdiki haline gelen sevgili dünyamız, şu ana kadar yaşanmış, bildiğimiz ve bilmediğimiz, hakkında tahminler yürüttüğümüz, bazense hayal bile edemediğimiz pek çok olaya şahit olmuş. Yaşamlar, fırtınalar, rüzgarlar, kırılan kalpler, tek hücreli organizmalar… Hepsini sessiz bir anne edasıyla kenarda durarak izlemiş bu yapı. Hâlâ da izlemeyi sürdürüyor.

Evimizin serüveni tahmini olarak 4,5 milyar yıldan önce başlamış. Zaman aktıkça, saniyeler ilerledikçe ve saliseler koşmaya devam ettikçe serüvene yeni varlıklar katılmaya başlamış. Deniz süngerleri, çeşitli organizmalar, gelişmemiş sürüngenler… Bir süreden sonra ise, toprağın üstünde daha önce görülmemiş birtakım ayak izleri görülmüş. Bunlar iki kola ve iki bacağa, aslına bakarsanız komik bir görünüşe sahip olan yeni bir ırka aitmiş. İnsanlara…

İnsanoğlu, dünya kaç yaşında olmuş olursa olsun içgüdüsel olarak her zaman için var olduğunu, bir yerde bulunduğunu anlatmak, işaretlemek istemiş ve bu konuda başarılı olmuş. Bazıları mağaralara resimler çizmiş, bazıları ellerinin şekillerini yine mağara duvarlarına armağan etmiş ve bu hediyeler bizlere kadar ulaşmış. Eğer bu işaretleri bırakan kişiler onlardan sonra gelenlerin bu işaretleri incelediğini ve onların varlığından haberdar olduklarını bilselerdi, bence çok gururlanırdılar.

Yıllar geçmiş, insanoğlu dünyaya anlattığı destanlar, hikayeler ile izler bırakmışlar. Şarkılar, kayalara yazılan yazıtlar onların ayak izleri olmuş. Onlardan sonra gelen nesiller ise bu ayak izlerini takip ederek ilerlemiş, onların üstüne basa basa yürümüştür.

Yaşamış olan ve yaşayan her nesil, her topluluk ondan önce gelmiş olanın yaptığı doğruları ve hataları mutlaka inceleyerek atmış adımlarını. Eğer ondan önce gelen nesil köylerini bir derenin kenarına kurmuşsa ve bu dere taşıp bütün köyü mahvetmişse, yeni gelen topluluk bu derenin yanına evlerini asla kurmazlar. Peki, yeni nesil bu derenin taşıp bütün köyü öldürdüğünü nereden bilebilir?

Olayları görüp yaşayan ve farklı köylerden gelen insanlar bu köyün yaşadığı felaket ile ilgili bir şarkı yazmış ve bu şarkı nesilden nesle söylenmiş olabilir. Belki de bu felaket ile ilgili efsaneler anlatılmıştır. Ne tip bir yol izlemiş olursa olsun, insanoğlu mutlaka anlatır. Bu ister bir şarkı yoluyla, isterse de duvarlara yapılan çizimler yoluyla olur.

Bu durum tüm dünya için geçerli olduğundan, bizim ülkemizde de örnekleri bulunur. Gurbette kalmak zorunda olanların ülkelerine olan sevgilerini anlatmak için yazdıkları şarkılar, Kurtuluş Savaşı’nı anlatan destanlar…

İnsanoğlu yakın tarihte de dünyaya anılarını bırakmayı sürdürmüş, orada bulunduğunu kaydetmiş. Fotoğrafların, plakların, kasetlerin, kitapların, belgelerin büyülü dünyasından geçmiş bu yol. Belki de siz bu tip izlerin içinde büyüdüğünüz için yakın nesillerin (yani sizin) bize bıraktığı bu anıları çok normal şeyler olarak görebilirsiniz. Ama bunlar benim neslim için çok özel ve anlamlı. Çünkü biz izlerinizin popüler olduğu dönemde yaşamadık. Bundan dolayı sizin izleriniz bize yaşamış olduğunuz dönemle alakalı çok fazla şey öğretiyor.

Bence bu öğretiyi alabileceğimiz en iyi yer antikacı ve sahaflardır. Antikacı ve sahaflar öyle yerler ki, beni sadece büyülemekle kalmıyor, içlerinden saatlerce çıkamıyorum. İşte bugün sizler ile paylaşacağım sahaf, aynı bu şekilde içinden saatlerce çıkmak istemediğim, benim için çok özel olmuş bir yer.

Salpa Sahafİstanbul Beyoğlu’nda konumlanmış, insanın içinde inanılmaz güzel hisler uyandıran bir yer. İçinde yüzlerce kitap, plak, dergi, belge ve fotoğraf bulunduruyor. Ama sahafımızın tek güzel yanı bu değil. Salpa Sahaf’ın sahibi olan Ahmet Nebi Demirtaş, çok candan, insana kendini iyi hissettiren bir sohbeti olan bir bey. Gidip onunla sohbet ettikten sonra mutsuz bir şekilde geri döneceğinizi hiç sanmıyorum. Sahafları çok seven ve onların içinde bolca vakit geçiren bir insan olarak söyleyebilirim ki, gittiğim en güzel, bana en çok mutluluk veren sahaflardan biriydi Salpa Sahaf. İçerisinde 1941 ve pek çok başka yıllarda basılmış olan Hayat ve Yedigün dergilerinden, İngilizce, Fransızca, Almanca ve Türkçe dillerindeki yeni ve eski kitaplara, yılların eskitemediği anıların fotoğraflarına, dünyanın en güzel şarkılarını çalan plaklara kadar her şey var.

Kitaplarla olan incelememe ara verdiğim zamanda ise belgeleri ve fotoğrafları gözlemledim ve bir belge beni çok güldürdü. Sararmış, ağaçlardaki yapraklardan daha ince bir sayfanın üzerinde İngilizce dilindeki alfabeyi çalışmış bir öğrencinin notları yazılıydı. İlk olarak alfabeyi normal bir şekilde yazdıktan sonra, harflerin İngilizcelerinin Türkçe okunuşlarını yazan bu öğrenci çok hoşuma gitti. Çünkü İngilizceyi öğrenmeye başladığım zamanlarda ben de bu şekilde çalışırdım. Salpa Sahaf benden yıllar önce doğmuş, İngilizce çalışmış, hiç tanışmadığım bir kişi ile bir benzer noktam olmasını sağladı ve bu beni inanılmaz mutlu etti.

Sadece içindeki kitaplar ve plaklar ile değil, sahafın atmosferinin de sizi çok etkileyeceğini düşünüyorum. İçerideki pek çok şey kendinizle bağdaştırıp, bu yere bir anda büyük bir sevgi duyabilirsiniz, benden söylemesi.

Umarım bir gün yolunuz bu güzel yere düşer ve Ahmet Nebi ağabey ile tanışma fırsatını kaçırmazsınız sevgili okurum.

Bir dahaki hafta görüşmek üzere…

- Kocaeli Gazetesi, Yağmur Uğuzluoğlu tarafından kaleme alındı
https://www.kocaeligazetesi.com.tr/makale/7522426/yagmur-uguzluoglu/gecmisin-izleri-salpa-sahaf