Türk Ordusu’nda takke ve cübbe artık serbest

M.Tanzer Ünal
M.Tanzer Ünal

Sadece “takke ve cübbe” takmak değil, tarikatlara katılmak da serbest.

Nereden mi çıkardım bunu?

Tuğamiral Mehmet Sarı ile ilgili karardan…

Takkeli ve cübbeli olarak tarikat evinde görüntülendiği halde hakkında “disiplin işlemi” yapılmadı, tüm özlük hakları korunarak emekliye sevk edildi.

Bu karar, çok önemli.

Çok çok önemli…

Bu karar, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde “takke takmak, cübbe giymek ve tarikatlara üyeliğin” normal bir davranış olduğunun tescili.

Artık bu saatten sonra takke takan, cübbe giyen, tarikat ve cemaatlere üye olan subaylara “herhangi bir disiplin işlemi” uygulayamazsın.

Bana kalırsa, “takkeli ve cübbeli” amiral Mehmet Sarı hakkında alınan bu karar, iktidarın “dinci eğilimli subaylara” bir mesajı.

“Görüyorsunuz, Mehmet Sarı hakkında disiplin işlemi yapmadık. İsteyen istediği tarikata girebilir, takke takıp cübbe giyebilir…”

Mesaj bu.

Tabii işin garip tarafı şu:

Takkeli-cübbeli amiral Mehmet Sarı hakkında disiplin kararı almayan, yani Mehmet Sarı’yı Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç etmeyen Yüksek Askeri Şura üyeleri, Anıtkabir’i ziyaret ettiler ve şeref defterine düştükleri mesajla Atatürk’e bağlılıklarını ifade ettiler:

“Aziz Atatürk, YAŞ üyeleri olarak 2021 yılı toplantısı vesilesiyle bir kez daha huzurunuzdayız. Türkiye Cumhuriyeti’ni işaret ettiğin şekilde muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine çıkarmak için mücadelemizi sürdürüyoruz…”

Hani Anadolu’da çok kullanılan bir söz vardır, bu sözü bu konuya uyarlayalım.

Siz bunu bu milletin külahına anlatın!

Elimizde “Atatürk ve Cumhuriyet ilkeleri” çizgisinde yürüyen bir ordumuz vardı, artık onu da “tarikatlara ve gerici unsurlara” açık hale getirdiler.

Bakalım bu işin sonu nereye varacak?

Davulun tokmağı tek kişideyse…

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, istifa etti.

Yankı yarattı mı?

Hiç ilgilenen oldu mu?

Olmadı…

Neden?

Çünkü herkes, “davulun tokmağı bir kişide olduğu” sürece, hiçbir şeyin değişmeyeceğini, hiçbir sorunun çözümlenmeyeceğini biliyor.

Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunda Ziya Bey veya Mehmet Efendi oturmuş, hiç ama hiçbir önemi yok.

Cahillik mi, aptallık mı, çaresizlik mi?

Adı, Ali Kürdistani…

Kendisini gittiği Ortadoğu ülkelerinde “şifacı” olarak tanıtmış.

“Dayaklı tedavi” konusunda ünlenmiş.

Dayak atıyor, şipşak iyileşiyorsun…

Geçen yıl Suudi Arabistan’da yine “sahte şifa” dağıtırken yakalanmış, tutuklanmış, sonra serbest kalmış.

“Bay şifacı”, daha sonra Türkiye’ye gelmiş, İstanbul Başakşehir’de ofis açmış.

Hasta tedavi ofisi…

Kendisine, Türk halkının “saf” olduğunu kim söyledi, bilmiyorum.

Daha ilk günden Ali Kürdistani’nin muayene ofisinin önünde kuyruk oluşmuş.

Tedavi için otizmli çocuğunu getiren ailelerden biri, Kürdistani’nin asistanının çocuğuna sopayla vurduğunu söyleyerek şikâyetçi olmuş.

Ofise baskın yapıldığında, 50 kişinin tedavi (!) için sıra beklediği görülmüş.

Tabii Ali Kürdistani, baskını haber alır almaz yan kapıdan tüymüş.

Üç asistanı gözaltına alınmış.

Ofiste tedavi araç gereci olarak kullanılan sopalara el konulmuş.

Ve ofis mühürlenmiş.

Nasıl ama!

Sizlere 2021 Türkiye’sinden bir kesit sunmaya çalıştım.

Bu bir “cahillik” mi, “aptallık” mı, yoksa “çaresizlik” mi?

- Kocaeli Gazetesi, M.Tanzer Ünal tarafından kaleme alındı
https://www.kocaeligazetesi.com.tr/makale/7577501/mtanzer-unal/turk-ordusunda-takke-ve-cubbe-artik-serbest