Yazıklar olsun!

Fahri Örengül
Fahri Örengül

Daha 2000 yılının başında ülkemiz büyük bir ekonomik kriz yaşadı. Bankalar battı. İnsanlar batan bankalardan paralarını alamadılar. Türkiye parasız pulsuz ve borçlu bir ülke haline getirilmişti. Dış borç almadan bu krizden kurtulmamızın mümkün olmadığına inandırıldık. İktidarlar dış borca dayalı bir ekonomik program uygulamaya ikna edilmişti. Ekonomik krizin yükü yine vatandaşlarımızın sırtına yüklenecekti. 2002 seçimlerinden önce koalisyon bu acı reçeteyi uygulamış ve iktidardan düşmüştü.

**

Zannettik ki bir daha ekonomik kriz olmaz, borçlarımızı öderiz, kalkınırız ve insanlarımız huzura ve refaha kavuşur. Şimdi görüyoruz ki 19 yıllık iktidar inkar etse de uygulanan ekonomik program ülkemizi yeniden ciddi bir ekonomik krize sokmuş durumda. Devlete güven de kalmamış durumda .

Eskiden yılın ilk günü gazetelerdeki Milli Piyango sonuçlarına bakardık. Artık kimse bakmıyor. Çünkü piyangoya bile güven kalmadı, Milli Piyango eskisi kadar alınmıyor. Yeni yılda, gazetelerin ilk sayfalarını açtığımda görünen manzara; elektriğe % 50 ile 100 arasında zam, otomobil yakıtına, Avrasya tüneline, köprülere, doğalgaza, benzine, araç sigortalarına, araç vergilerine, harçlara, cezalara zam yağmuru var. Zam, zam, zam…

Döviz cinsinden dış borçlarımız azalacağına 448 milyar doların üzerine çıkmış, dış borçlarımızın milli gelire oranı % 61 civarında, iç borcumuz ise 1 trilyonun üzerinde, Hazine bu yıl 128 milyar (eski para ile 128 katrilyon)liralık iç borçlanmaya gidecek.

Ne oldu da durum düzeleceğine bu kadar vahim duruma geldi.

Emperyalizm; bizim gibi gelişmekte, önemli doğal kaynakları olan ülkeleri borçlandırarak kendilerine bağlıyor. Verdiği kredileri üretim araçları için değil, kendi belirlediği dövize endeksli oto yollar, tüneller gibi işlerde devlet garantisi alarak kullandırıyor. Bu şekilde üretime aktarılmayan krediler nedeniyle ülkeler yeniden batırılıyor ve ülke daha derin krize sokularak, dışardan döviz dilenir hale getiriliyor. İşte başımıza gelenler aynen böyle bence

Böyle giremediği ülkelerde ise içerde terör eylemleri ile ayaklanmalar oluşturarak ülkeyi işgal ediyor. Bakınız, Irak ve Suriye’nin haline. Petrol zengini Arap ülkeleri ise zaten ABD’nin emrinde. İran’da 1951’de tüm petrol kaynaklarını millileştiren MUSADDIK’ın başına gelenler, Panama, Ekvator, Venezuella’da yıllarca yaşananlar da öyle.

Emperyalizm, bu şekilde yarattığı finansal bağımlılıkları ile ülke yöneticilerinin politik sadakatlerini garanti ederken, aynı zamanda müteahhit firmalar için büyük karlar yaratarak bir avuç varlıklı ve nüfuz sahibi aileyi mutlu kılmakta ve iktidarını öyle sürdürmektedir. Krizin ağır yükü ise yeniden borçlanma ve borç geri dönüşleri için zam olarak fakirlerin sırtına yükletmektedir. Böylece geniş halk yığınları sağlık, eğitim ve diğer sosyal haklardan daha az yararlanmakta, zenginler daha da zenginleşirken fakirler daha da fakirleşmektedir. Zenginler daha da zenginleştiği için ülke istatistiki olarak kalkınmış gözükmekte, ama aslında ülke ekonomik açıdan dışa bağımlı, dolayısıyla bağımsızlığını da büyük ölçüde yitirmiş olmaktadır.

1950’li yıllarda Güney Kore gibi birçok ülkeden daha iyi durumda olan ülkemizde 1950’li yıllardan sonra dışardan alınan ve hesapsız harcanan borçların ülkemizi getirdiği durum budur. Ülkemizi 1950’lerden sonra emperyalizmin kucağına atan, kaynaklarımızı tüketerek emperyalizmin ermine verenlere, insanımıza bu zamları ve hayatı reva görenlere yazıklar olsun.

Her şeye rağmen bu büyük ülke/Anadolu insanı tarihin derinliklerinden gelen direniş gücü ile bu zincirleri de kıracak ve ülkemiz muasır medeniyeti aşacaktır. Başımıza gelenler ve nedenleri iyi tespit edilirse, çözmek kolaydır.

- Kocaeli Gazetesi, Fahri Örengül tarafından kaleme alındı
https://www.kocaeligazetesi.com.tr/makale/9020519/fahri-orengul/yaziklar-olsun