Din sömürüsünün Türkiye’yi getirdiği nokta ve Atatürk

M.Tanzer Ünal
M.Tanzer Ünal

Dikkat ediyor musunuz?

Ülkemizin bugün yaşadığı sorunların temelinde, “Atatürk devrimlerinden” uzaklaşma yatıyor.

Son 70 yıldır yönetimde bulunan sağ iktidarlar, Atatürk’ü hep reddettiler.

Atatürk ne yaptıysa, hep tersini yapmaya çalıştılar.

Atatürk taa 1 Kasım 1922’de “saltanat”ı kaldırmıştı, bunlar kendilerine yeni bir “saltanat” kurdular.

Atatürk taa 3 Mart 1924’te “hilafeti” kaldırmıştı, bunlar neredeyse 100 yıl sonra kendilerini “halife” yerine koyup fetvalarla ülke yönetmeye kalkıyorlar.

Atatürk taa 30 Kasım 1925’te tekke, zaviye ve medreseleri kapatıp Türkiye’yi “tarikat ve cemaat bataklığından” kurtarmıştı, bunlar inadına tarikat ve cemaatlerle ortaklık kurup görüyorsunuz ülkemizi yeniden “tarikat ve cemaat bataklığına” sapladılar.

Atatürk taa 3 Mart 1924’te Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu’nu çıkarıp “medreseleri” kapatmış dini eğitime son vermiş, ülkemizde “bilimsel eğitimi” başlatmıştı, bunlar iktidarı ele geçirdikten sonra tersini yaptılar, “bilimsel eğitime” son verip “dini eğitime” geçtiler.

Atatürk taa 5 Şubat 1937’de “laiklik ilkesini” anayasaya koydurmuştu, bunlar geldiler Türk Devrimi’nin temel direği olan “laikliği” rafa kaldırdılar.

Atatürk taa 1 Kasım 1928’de “Türk Alfabesi”ni kabul ettirerek yüzyıllardır devam eden “Anadolu’nun Araplaştırılması” serüvenine son vermişti, bunlar geldiler işte görüyorsunuz “Türkçe düşmanlığı” başladı, “Türkçe öldü” deyip “Türkçe konuşmayı” yasaklayanları Milli Eğitim Bakanlığı’na bakan yardımcısı yapıyorlar.

Atatürk taa 1930’larda “herkesin anlayabilmesi için” Kuran’ı, ezanı ve hutbeleri Türkçeleştirdi, “Türkçe ibadeti” camilere soktu, böylece yüzyıllardır medrese ve ulemanın tekelinde kalan dinimizi halka açtı; bunlar geldiler “kimsenin anlamaması ve halkın kandırılması için” dinimizi yeniden belirli bir zümrenin tekeline verdiler.

Daha hangi birini yazayım?

Atatürk döneminde, 1923-1938 yılları arasında gerçekleştirilen “Türk devrimlerine” sırt çevirdik, sırt çevirmenin ötesinde kötüledik ve uygulamadık, işte sonuç ortada!

Türkiye, 1950’den buyana “din sömürüsüyle” yönetiliyor.

Halk, dinle aldatılıyor.

“Halkın cahil ve yoksulluğu satın alınarak” seçim kazanılıyor.

“Kurumsal devlet”, bitti.

Ekonomi, çöktü.

Hukuk, yok edildi.

Halk, mutsuz.

Din sömürüsünün Türkiye’yi getirdiği nokta, tam bir felaket!

Yazımı Atatürk’ün iki konuşmasından bazı bölümleri aktararak bitiriyorum.

Bakın, Atatürk Cumhuriyet’in ilk yıllarında sorunlarımızı nasıl analiz etmiş.

*“Finler, Macarlar da bizim gibi Türk’tür, hatta Bulgarlar da bizim gibi Türk’tür. Ancak Finler, Macarlar ve Bulgarlar da bizden ileridir. Aslında İslam diniyle Hıristiyan dini karşılaştırılırsa, İslam dini en yeni bir dindir. Peki o halde neden bu fark? Çünkü bu memleketler dini hükümete, siyasete karıştırmıyorlar. Bunlar, kendi kendilerine gelişiyorlar, bugünkü medeniyete bizden önce giriyorlar. Görüldü ki, en ileri gelen İslam bilginleri bile bin yıldan beri dini siyasete karıştırmak yüzünden, kendilerine bir çıkar sağlamış. Kafasını kesseniz bundan vazgeçmez. (...)

Din, bir halk için bir inanç olarak kalsın ama hükümete karışmasın. Hükümeti laik yapmaktan, yani dine karıştırmamaktan başka çare yok. Halkın çıkarı da bu yöndedir; ancak sarıklı sınıfı, hoca sınıfı, çıkarları yok olduğundan mutlaka bir tepkide bulunacaktır. Bu tepkiyi kırmaya mecburuz, başka çare yoktur. Böyle olursa mutlaka memleket yükselebilir, hükümet özgürce çalışabilir.”

*“Adi ve alçak hilelerle hükümdarlık yapan halifeler ve onlara dini alet yapmaya tenezzül eden sahte ve imansız âlimler, tarihte daima rezil olmuşlar, rezil edilmişler ve daima cezalarını görmüşlerdir. Artık bu milletin ne öyle hükümdarlar ne öyle âlimler görmeye tahammülü yoktur. 

Eğer onlara karşı benim şahsımdan bir şey anlamak isterseniz, derim ki, ben şahsen onların düşmanıyım. Onların menfi yönde atacakları bir adım, yalnız benim şahsi imanıma değil, yalnız benim gayeme değil, o adım benim milletimin hayatıyla ilgili, o adım milletimin hayatına karşı bir kasıt, o adım milletimin kalbine yöneltilmiş zehirli bir hançerdir... Şüphe yok ki, millet birçok fedakârlık, birçok kan pahasına, en sonunda elde ettiği hayati ilkesine kimseyi tecavüz ettirmeyecektir. Farzımuhal eğer bunu temin edecek kanunlar olmasa, bunu temin edecek meclis olmasa, öyle menfi adım atanlar karşısında herkes çekilse ve ben kendi başıma yalnız kalsam, yine tepeler ve yine öldürürüm.”  

- Kocaeli Gazetesi, M.Tanzer Ünal tarafından kaleme alındı
https://www.kocaeligazetesi.com.tr/makale/9197735/mtanzer-unal/din-somurusunun-turkiyeyi-getirdigi-nokta-ve-ataturk